Haruki Murakami - Sputnik Sevgilim





Sen benim bir parçamsın... 

Ben âşık oldum. Şüphe yok. Buz soğuktur, gül kırmızı. Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. Ama artık dönüş yok. Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de. 

Japonya'dan bir Yunan adasına uzanan, üç kişiyi birbirine kenetleyen büyüleyici bir aşkın hikâyesi. Haruki Murakami'den düşlerinize sızacak bir roman...





    Merhabalaar!

    Dün, Sputnik Sevgilim'i bitirebildim nihayet. Şimdi, bitirdim diyorum da, 1000kitap'ta okuma durumumu güncelledikten sonra "şöyle bir bakayım, kaç günde okumuşum" diyince, 18 günde bitirebildiğimi farkettim. 224 sayfacık kitap! 18 gün? "Banane! hem finallere çalışıcam hem kitap okuycam" diye inat ederseniz benim gibi, sonuç böyle oluyor işte. Utandım resmen. Tabii bitirebilmiş olmamda, Trabzon'dan memlekete gelirken, özellikle 21 saatlik otobüs yolculuğunu tercih etmemin etkisi büyük :) Aaah ahh!

Ben bu kadına aşık oldum. Bir anda farkına vardı Sumire. Şüphe yok (buz soğuktur, gül kırmızı).

    Hadi benim için durum zaten vahim de, Haruki Murakami'ye noluyor yahu?
Bundan önce ki kitabı "Kadınsız Erkekler"de de aynı şeyi hissetmiştim. Tamam, kalem yine profesyonel, etkileyicilik aynı, anlaşılmaz metaforlar yerli yerinde. Ama sanki içleri daha boş... "1Q84" ya da "Sahilde Kafka" okurken aldığım tadı alamıyorum bir türlü. Bunda, son kitaplarının hacim olarak küçülmüş olması da bir neden olabilir. Yani, bitirmek için 4-5 gün elimden bırakmadığım kitapla, doğru düzgün okunduğunda 7-8 saatte bitebilecek bir kitabın, derinlik ve etkileyicilik olarak aynı olması beklenemez. Bir de hacim demişken, artık kısacık romanlar yazdığı gerçeği de var. Dilim varmıyor ama kolaya mı kaçıyor ne?


"Bizler sonsuz sıfırlar gibiydik. Bir hiçlikten bir diğerine sürüklenen zavallı varlıklardık."

    Hikaye iki kadın karakter etrafında dönüyor. Ancak biz bu iki kadın hakkındaki hikayeyi adını bilmediğimiz, üçüncü bir kişiden dinliyoruz. Çok ayrıntıya girmeden, kısaca özetleyecek olursam, hikayeyi anlatan kişi bir erkek ve hayatında arkadaşı olarak yer alan "Sumire" isimli bir kızın ilginç hikayesini paylaşıyor bizimle. "Hayatında arkadaşı olarak yer alan" kelimesini özellikle kullandım, dikkat! Daha ilk sayfalardan anlıyoruz ki bu kız biraz değişik. Roman yazarı olabilmek uğruna okulunu bırakmış ve sabah akşam küçük dairesinde durmadan yazılar yazıyor. Aslında böyle bakınca oldukça sıradan bir hayatı var. Buraya kadar her şey bir derece normal. Taa ki göz alıcı güzellikte ve zengin bir kadın olan Myu'yla tanışana kadar. Ama size daha fazla spoiler yok!


"Kim ayırabilir ki deniz ile üzerine yansıyanı.
Ya da yağmurun yağışı ile yalnızlık birbirinden ayrılabilir mi?"

    Okuyanlar bilir. Haruki Murakami okuyucu meraktan kıvrandırmayı sever. Hikayenin sonunda bile asla bizi tatmin edecek cevaplar vermez. Karakterleri her zaman çok gizemlidir. Hemen hemen her karakter dışarıdan sığ görünür ancak tahmin edilemez uçurumlara sahiptir. Sputnik Sevgilim'de de aynı gizem korunmuştu, sadece diğer kitaplarıyla kıyaslanacak olursa bir derece daha tatmin eden bir sona sahipti. "Sputnik" kelimesiyle ilgili olarak da, kitabı ilk gördüğümde çok merak edip araştırmıştım hemen. Sovyetler birliğinin, 1957 yılında uzaya fırlattığı ilk yapay uyduymuş. Ve ilginç bir şekilde bunu öğrendikten sonra, belki de algıda seçicilikten olsa gerek, her yerde "Sputnik" kelimesi karşıma çıkmaya başladı. Kelimenin kitapla olan bağlantısını merak etmişsinizdir belki. Sputnik, uzaya fırlatıran ilk uydu olmakla birlikte, Japonca'da kelime anlamı "yol arkadaşı"ymış. Kitabın adı ve hikayeyle olan bağlantısı hakkında, kitabı bitirene kadar bir şey düşünmedim, hatta aklıma bile gelmedi. Kitabı kapattıktan sonra elinizde tutup bir kaç dakika sindirme anı olur ya, tam o anda dedim işte, "gerçekten, Sputnik sevgilim" diye.


"Anlamak dediğimiz, halihazırdaki yanlış anlamalarımızın bütününden başka bir şey değildir."

    Kitabın benim için ilgi çekici olan en önemli yanı, bir kısmının, hatta hikayenin asıl odak noktasının bizim coğrafyamızda geçiyor olması. Okurken "Ege denizi", "Yunan adaları", "Türkler" kelimelerine rastlayacak, heyecanlanacaksınız. Hikayenin gidişatıyla ilgili olarak, Türk-Yunan ilişkileri ve geçmişte yaşanan savaşlara da kısaca bir değinmiş yazar. Yalnız benden söylemesi, bu tarihle ilgili okuyacağınız satırlar biraz kaşlarınızı çatmanıza neden olabilir.



Puanım


Next PostSonraki Kayıt Previous PostÖnceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum:

Yorum Gönder